Yedi yaşından itibaren, sürekli rekabet amaçlı satranç oynadım. Okulda oynadım, internette oynadım, ulusal yarışmalarda oynadım. Satranç bana sabrı, azmi, eleştirel düşünmeyi — hayatın zor problemlerini ve anlarını irdelemek için gerekli olan becerileri — öğretti.

Satranç, daha küçükken nedensel düşünecek şekilde beynimi şekillendirdi. Vezirini şuraya oynat; rakibin filini köşeye sıkıştırırsın. Şu piyonu al, sağ tarafını zayıflatırsın. Her bir doğru hamle, beni şah mata yaklaştırdı; her yanlış adımsa yenilgiye.

Satranç aynı zamanda bana “diğer” anlayışını da öğretti. Siyaha karşı beyaz. Bizim okulumuza karşı onların okulu. Her bir oyunun toplamı sıfırdı — alınabilecek sadece bir puan vardı, ya paylaşılacak ya da tamamına sahip olunacak bir puan. Pastayı büyütmenin bir yolu yoktu.

On beş yaşına gelinceye, ilk cep telefonumu aldığım zamanlara kadar satrancı ciddiye alarak oynadım. Gerçek bir fayda sağlamasa da, cep telefonu bir ergen için büyük bir özgürlük simgesiydi. İyi hatırlıyorum, renkli ekranlı küçük kapaklı bir telefondu. Özgürlüğümün bir sembolü olarak gittiğim her yere onu yanımda götürdüm. Telefonumun internet erişimi yoktu, Snapchat mesajları da gönderemezdi ama içindeki tek oyunla beni sıkılmaktan kurtarabildiğini keşfettim: Tetris. Oyunun bağımlısı oldum.

Bazılarına göre, Tetris başarısızlıktan duyduğunuz hayal kırıklığının vücut bulmuş halidir. Sürekli tekrar eder. Kazanmak imkansızdır. Şansa bağlıdır. Ancak bana göre, hayatın mümkün olan en gerçekçi temsili oldu. Satranç, karşılaştırıldığında aptal bir savaş oyunu.

Artık rekabet amaçlı satranç oynamıyorum. Ancak bugün bile Tetris telefonumdaki tek oyundur. Hayatın satranç değil de Tetris olduğunun anımsatıcısı olarak uygulama listemin ilk sayfasında konumlanmıştır.

Bu ayrımı dört basit noktayla netleştireceğim. Belki siz de oyunu şimdiye kadar yanlış oynadınız.

1. Hayatta, tek rakibiniz sizsiniz.

Hep rakip — kavga edecek, suçlayacak, yanlış çıkaracak insanlar — arayarak büyüdüm. Karşımda hiç kimse yokken düşmanlar hayal ettim çünkü savaşmak kolaydı. Daha kazanacak o kadar çok şey varken, her şeye toplamı sıfırmış gibi davrandım.

Satrancın mantığı buydu. Ve bu sizi engeller.

Tetris’te sadece zamana karşı ve arkası kesilmek bilmeden yukarıdan aşağıya doğru akan parçalara karşı oynarsınız. Mantık, kendi içine odaklanmış — rastgele gönderilen girişleri doğru şekilde düzenli bir konfigürasyona sokmak için kendinize meydan okuyorsunuz. Son canavar yok. Atacak suç yok.

Gerçek hayat oyunu tamamen içseldir. Aslında, sırf size açı çektirmek için var olan büyük, kötü düşmanlar yok. Bir düşmanın sizi sonucunda cezalandıracağı kesin doğru veya yanlış hamleler yok. Eğer kendinizi daha çok zorlarsanız, skorunuz sonsuza kadar çıkabilir. Hayat skorunuz, kendinizi ne kadar zorladığınıza bağlı olarak, yavaş veya hızlı bir şekilde artabilir. Bu da sözü sıradaki maddeye getiriyor…

2. Hayatta işler zorlaşmaz — sadece daha da hızlanır.

Satranç dahil bazı oyunlar siz oynadıkça zorlaşır. Pozisyonlar daha karmaşık hale gelmeye, rakipler daha zorlayıcı olmaya, bahis artmaya başlar. Herkese görünür durumda bir notunuz vardır ve bu nedenle aynı rakiple oynadığınızda kaybedecek daha çok şeyiniz vardır.

Tetris böyle değildir. Oyun İlk Parça’dan itibaren ekranda yeriniz kalmayıncaya kadar aynı şekilde devam eder. Değişen tek şey hızdır.

Hayatınızın sonuna kadar mümkün olan en düşük hızda Tetris oynarsanız, muhtemelen hiç kaybetmezsiniz. Tek düşmanınız yorgunluk olurdu. Ama Tetris’i yenmenin algoritması karmaşık değil ve parçaları gidebilecekleri en iyi yere yerleştirmek için bol zamanınız var.

Tetris’te çoğunlukla kendimize meydan okuruz. Her seferinde tek bir sırayı yok etmekle yetinmeyiz. Bir Tetris yapmak için — aynı anda dört sırayı yok etmek için — kendimizi zorlarız. Bunu hedeflemedikten sonra neden oynamakla uğraşalım ki?

Uzun bir süre hayata satrançmış gibi davrandım — sürekli zorlaşan bir dizi zorluk gibi. Hiç gerekmediği yerlerde sorun çıkarır ve kurban zihniyetini kabullenirdim. Ancak hayat siz oynadıkça zorlaşmaz. Yaşlandıkça daha fazla paraya ve bilgeliğe sahip oluruz. Bağımsızlığımız artar. İstemedikten sonra yeni zorluklar üstlenmek zorunda değilizdir. Ama bir işi tamamlamaktan duyacağımız memnuniyeti ararız bu yüzden yeni zorlukları üstleniriz.

Ancak hayat hızlanır. Yaşadığımız her bir gün ömrümüzün daha küçük bir parçasıdır ve biz de zamanı daha hızlı geçiyormuş gibi algılarız. Sorumluluklarımız, içtenlikle keyif almamız gereken işlere birer sıkıntı veya saçma, dikkat dağıtan şeyler olarak davranılmaya başlanıncaya kadar büyümeye devam eder.

Hayatı — Tetris gibi — tam olarak öğrenmenin tek yolu en yüksek hızlarda bile aynı irade ile oynamak. Hangi hızda hareket ediyor olursanız olun, hedeflerinizi tehlikeye atamazsınız. Kendi zihninizi, davranışlarınızı ve zamanınızı kontrol etmelisiniz. Bu da sözü sıradaki maddeye getiriyor…

3. Hayatta, oyun tahtasını kontrol edemezsiniz.

Daha önce de bahsettiğim gibi satranç neden — sonuç ilişikisine dayanır. Her durum için bir “en iyi hamle” vardır. Rakibinizi köşeye sıkıştırabilirsiniz. Bir süperbilgisayarsanız, yirmi hamle ilerisini görebilirsiniz.

Satranç birtakım yönerge ve tavsiye edilen hamlelerle gelir. 1. e4’ün beyaz için güçlü bir açılış hamlesi olduğu düşünülür. 1.h3 ise öyle değildir. Bunun nedeni satrancın kapalı bir sistem olmasıdır. Rastgele kısıtlamalar yoktur, acemi şansı yoktur. Taşlar hep aynı şekilde hareket eder ve başlangıç pozisyonu hep aynıdır.

Peki Tetris mi? Tek bildiğiniz sıradaki parçanın ne olduğudur. İki parça ilerisini tahmin etmenin imkansız olduğununun bilincinde mümkün olan en iyi dizilişi inşa etmeye çalışarak içinde bulunduğunuz anda oynarsınız. Geleceği kontrol edebileceğiniz yanılgısına kapılmazsınız.

Hayatımın büyük bir kısmını satranç mantığı ile en iyi hamleyi bulmaya veya belirli bir sonuca ulaşmaya çalışarak harcadım. Beynim her tarafta nedensellik görecek ve kontrolü ele geçirmeye çalışacak biçimde şekillenmişti.

Ancak gerçek hayat nedensel değildir. Her zaman bir muhtemel olaylar dağılımı vardır. Milyarda bir olan şeyler gerçekleşir. Davranışlarımıza doğrudan, tahmin edilebilir bir tepki yoktur. Hayatımız, herhangi bir sayıda gözlenemeyen olayların, bir anda dışa bakışımızı ve bakış acılarımızı değiştirebildiği açık sistemlerdir. Hayattaki en büyük kararlar bile neredeyse hesaplanamaz — bu yüzden çoğu evlilik boşanmayla sonuçlanıyor.

İçinde bulunduğumuz durumu iyileştirmeye çalışırken gelecek parçaları tahmin etmeye çalışmayın. Tetris’te olduğu gibi yapabileceğiniz tek şey, içinde oynadığınız sistemi tamamen kontrol altına almaya çalışmadan kendinizi mümkün olan en iyi konuma yerleştirmektir. Elbette, kendinizi kontrol edebilir ve zorlayabilirsiniz — cidden o Tetris’i oynayın — ana sırf oynadınız diye bir iyilik de beklemeyin. Ve şunu unutmayın…

4. Hayatta hiç kimse size kazandığınızı söylemez.

Satrançta, rakibinizin pes ederek şahını devirdiğini görürsünüz. Son skorların yayınlanmasını görürsünüz. Zaferin tahminini hissedersiniz — ta ki bir gün hissetmeyinceye kadar.

Satrancı bıraktığım günü hatırlıyorum. Yenilgiye uğrayıp hayal kırıklığı içinde vazgeçmedim. Aslında bir turnuva kazanmıştım. Ve sonrasında hiçbir şey hissetmedim.

Satrancın binlerce yıllık kurallarına göre, kaybetmenin iki yol var — şah mat olmak veya pes etmek. Satrancı bıraktığım gün bir tane daha buldum. Öğrenmiyorsam, mücadaledelerden ve zaferlerden keyif almıyorsam zaten kaybetmiştim.

Bırakma kararı oldukça özgürleştirici, korkutucu ve şaşırtıcıydı. İlk aşklarımdan birinden vazgeçerken neden bu kadar özgür hissediyordum. Bırakmak, satranca başladığımda bu neden doğru geldiyse aynı sebepten doğru geldi — bunu yapmak tamamen benim kararımdı. Ve bu kararla, yarışmacı, nedensel satranç zihniyetim zayıflamaya başladı, bakış açım nihayet açıldı.

Bu sırada, Tetris oyun oynama boşluğumu doldurmaya başladı. Her gün Tetris oynuyorum ve her gün kaybedeceğimi bilerek oyunu elime alıyorum. Kaybetmeden önce ne kadar oynayacağım? Kaç skor yapacağım? Oyunun takip ettiği metrikler bunlar. Ama ben kazanmanın bir yolunu buldum — eğer her gün Tetris oynarsam.

Kendime hedef belirlerken taviz vermemekten keyif alırım. Düzenli olarak kişisel bir mücadele belirlemekten, günlük olarak bu doğrultuda saldırıda bulunmaktan büyük doyum alıyorum. Başarmak için yola koyulduğum şeyi başarıp başaramadığı sadece ben bilirim.

Her gün Tetris oynamak; kararlılığıma, odaklanmama, hiçbir sonucunun olmadığını bildiğim şeylere karşı dayanma irademe katkıda bulunuyor. Ve kazanmak için değil oynamak için oynuyorum.


Hepimiz hayatı oynamak için oynuyor olmalıyız. Sadece düşmanlar görmemeli veya kontrolü ele almaya çalışmamalıyız.

Bunun sadece bir bakış açısı meselesi olduğunu anlamalıyız. Satranç yalnızlık hissettiren bir oyun olabilir — ama Tetris de öyle. Her ikisi de sabır ve kararlılık gerektiriyor. İkisi de açık bir zihin istiyor.

Sadece siz hayatınızı nasıl oynadığınızı seçebilirsiniz. Doğru oyunu oynamaya çalışın.

(Okurken keyif aldınız mı? Lütfen bu yazıyı önerin veya paylaşın, beni Tor Bair hesabından takip edin ve diğer çalışmalarıma göz atın. Kişisel sitemi ziyaret edebilirsiniz: www.torbair.com)

(Visited 12 times, 1 visits today)

Leave A Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.