Dikkat dağıtmaya değer bir görünüşün, varlığın varsa ne kadar alçaldığının bir önemi yok insanların gözünde. Çünkü insanlar sana ve sergilediklerine bakarken yaptığın diğer alçak şeylerin farkına varmıyorlar.

Bir önemi de yok aslında. Ağızları açık seni seyrederken nasıl biri olduğunun hiç bir önemi yok. Dikkatlerini bir şekilde dağıtabiliyorsun çünkü. Varlıklı, güzel veya yetenekli olmak bir çeşit illüzyon gibi. Çok rahatlıkla diğer insanların gözleri önünde türlü alçaklıkları yapmana rağmen hiç bir şekilde göze batmıyorsun. Şapkadan tavşan çıkarıyorlar ama kimse çıkan tavşanın öldüğünü görmüyor sanki. Bir nevi ipnotize oluyor insanlar ve hiç birşeyin farkına varmıyorlar.

Bu gruptan olan insanlara toplum önünde prestij sahibi diyebiliriz sanıyorum. Ki zaten Le Bon, Kitleler Psikolojisi adlı kitabında prestiji şu şekilde tanımlıyor;

Prestij, bir bireyin bir yapıtın ya da bir düşüncenin üzerimizde kurup sürdürdüğü bir çeşit egemenliktir; benliğimizdeki eleştiri mekanizmasını felce uğratarak içimizi hayret ve saygıyla doldurur, tıpkı ipnotizmadakine benzer bir büyülenmişliğin ruhumuzda doğmasına yol açar.

Le Bon prestiji, biri edinsel ya da yapay ve diğeri kişisel olmak üzere ikiye ayırıyor ve ekliyor;

Sonradan kazanılmış ya da yapay prestiji sağlayan; isim, servet ve saygınlıktır.

Evet Le Bon’un dediği gibi prestij sahibi olan kimseler, içimizdeki eleştiri mekanizmasını felç ediyor, bozuyor. Bu yüzden çok sevdiğimiz saydığımız insanlar hep gözümüzde bir dev haline geliyor ve toz konduramıyoruz.

İnşaat devi, her gün reklamlarda gördüğümüz laz müteahhit, canlı yayın programlarına çıkıp “Evet karım var, karım olmasına rağmen sevgilim de var! Kimseden bunu saklamıyorum. Karım da biliyor siz de biliyorsunuz” diyebiliyor. Kimse de çıkıp bu adamı eleştirme ihtiyacı hissetmiyor çünkü sahip olduğu varlığı-serveti ile insanların eleştiri mekanızmasını felç ediyor. Tutuklu kalıyor insanlar resmen bu adam karşısında. Aynı şeyi mahalle kahvehanesindeki Bakkal Ahmet yaptığında aforoza uğruyor resmen! Samimi olarak eylem yaptığına inandığımız (!) o mor temalı kadın dernekleri, her gün “kadına şiddete hayır” , “yaşasın kadın birliği” ve benzeri kadın motifli sloganlar atıp, “Çok eşliliğe tabiki karşıyız, kadın bir meta değildir!” diyerek sürekli seslerini duyuruyorlar. Peki sorarım, bu mor temalı dernekler nasıl oluyor da “laz müteahhitin” bu sözlerini eleştirmiyor, laf etmiyor ve bırakın eleştirmeyi kimse bunu konuşmuyor bile. Ne diyelim şimdi siz ve sizin gibilere?

Söz gelimi güzelliğiyle etrafındaki insanların dikkatlerini hayli çekmeyi başarmış bir kadının herkesin ortasında pantolonunu yukarı çekiştirmesi normal hatta sevimli görülüp, kınanmazken; aynı hareketi çirkin bir kadının yapması çoğu zaman “itici, iğrenç ve ayıp” olarak görülebiliyor. Güzel kadın diğer insanları neredeyse ipnotize ediyor ve onların eleştiri yollarını tıkıyor.

Uyuşturucu kullandığı sabit olan soruşturma geçirmiş “yakışıklı” ve “ulusoylu (!)” bir oyuncu, normal olmayan bu davranışına rağmen yaptığı tamamen görmezden gelinerek karakoldan hemen sonraki hafta bir dizi çekip başrol oyuncusu olabiliyor. İnsanlar hiç garipsemiyor bunu; sanki haftalar önce karakolda elleri kelepçeli görüntülerin sahibi o oyuncu değilmiş gibi davranıyorlar. Kimsenin umrunda da olmuyor açıkcası. İşin ilginci, aynı uyuşturucuyu bir sokak çocuğu kullandığında herkes ayıplıyor, utanıyor, korkuyor ve kaçıyor. “Bu çocukların eğitilmeye ihtiyacı var” diyorsun, “Saçmalama görmüyor musun? Bu çocuk bağımlı!” diyor. Çok sevgili arkadaşım; rüyalarına giren yakışıklı oyuncu bağımlı değil miydi peki?

Tüm bunlardan yola çıkarak eğer insanların hatalarınızı görmemesini istiyorsanız, ya çok güzel olun ya çok varlıklı olun ya da isim sahibi olun. Böylelikle doğal olarak illüzyon sahibi olacak, şapkadan tavşan çıkarmaya gerek kalmadan insanlar sizin ne kadar da harika olduğunuzu söyleyeceklerdir.

Şov dünyasına hoşgeldiniz!

(Visited 8 times, 1 visits today)